Bu haftaki sohbetimizde Ağrı İlim Çevre Spor Kulübümüzde yeni bir ilim ve hadis yolculuğuna başlayarak İmam Nevevî’nin Riyâzü’s-Sâlihîn min Hadîsi Seyyidi’l-Mürselîn isimli eserini okumaya başladık. Derslerimizde, Erkam Yayınları tarafından sekiz cilt hâlinde yayımlanan ve Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ve Prof. Dr. Raşit Küçük tarafından hazırlanan Riyâzü’s-Sâlihîn: Peygamberimizden Hayat Ölçüleri adlı tercüme ve şerhi esas alacağız. Riyâzü’s-Sâlihîn, ilgili konulara dair âyetlerle başlayan ve büyük ölçüde Kütüb-i Sitte’den seçilen hadislerle devam eden, Kur’an ve sünnet bütünlüğünü görünür hâle getiren önemli bir eserdir. İlk dersimizde “Hadis, Sünnet, İmam Nevevî ve Riyâzü’s-Sâlihîn” başlığı altında özellikle hadis ve sünnete ilişkin temel meseleleri ele aldık. İmam Nevevî’nin hayatının ve Riyâzü’s-Sâlihîn’in muhteva, yöntem ve tertip özelliklerinin ayrıntılı tanıtımını ise gelecek haftaki dersimize bıraktık.

Kitabı tamamlayıncaya kadar hadis ve sünnetle sürekli ilgileneceğimiz için, öncelikle hadis ilminin temel kavramları üzerinde durduk. Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri, takrirleri, ahlâkî vasıfları ve fiziksel özellikleri hakkında nakledilen bilgilerin tamamının hadis kapsamında değerlendirildiğini; bunlar içerisinde dinî bakımdan örnek alınması ve takip edilmesi istenen nebevî yolun ise sünnet olarak ifade edildiğini belirttik. Hadis ilminin temel gayesini, Hz. Peygamber’e nispet edilen rivayetlerin sahih ve doğru olanlarını sahih olmayanlardan ayırmak şeklinde açıkladık. Müminlerin Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine olan ihtiyacını; “Peygamber size ne verdiyse onu alın, sizi neden sakındırdıysa ondan kaçının” anlamındaki Haşr sûresinin 7. âyeti, Allah sevgisini Peygamber’e uymaya bağlayan Âl-i İmrân sûresinin 31. âyeti ve Resûlullah’ı müminler için en güzel örnek olarak takdim eden Ahzâb sûresinin 21. âyeti üzerinden temellendirdik. Böylece Resûl’e itaatin ve sünnete uymanın Kur’an’dan bağımsız bir tercih değil, bizzat Kur’an’ın müminlerden istediği bir sorumluluk olduğunu vurguladık.

Dersimizin devamında sünnetin kaynağı, dindeki yeri, Kur’an karşısındaki görevleri, bağlayıcılığı, evrenselliği ve korunması üzerinde durduk. Sünnetin kaynağı itibarıyla vahiy ve ilâhî yönlendirmeyle ilişkili olduğunu; İslâm hukukunun kitap, sünnet, icmâ ve kıyas şeklindeki delil sıralamasında sünnetin Kur’an’dan sonra ikinci temel kaynak kabul edildiğini ifade ettik. Sünnetin Kur’an karşısındaki görevlerini; Kur’an’daki hükümleri tekit etmesi, genel ve kapalı ifadeleri açıklayıp tefsir etmesi ve Allah’ın izni ile bazı hükümlerin Hz. Peygamber tarafından sünnet olarak ortaya konulması yani teşrî işlevi şeklinde ele aldık. Sünnetin özellikle dinî konularda müminler için bağlayıcı olduğunu, bu bağlayıcılığın derecelerini ve doğurduğu hükümleri fıkıh ilminin ayrıntılı biçimde tahlil ettiğini belirttik. Hz. Muhammed’in son peygamber olması sebebiyle sünnetinin belirli bir zaman ve toplumla sınırlandırılamayacağını; onun mesajlarında bütün insanlığa hitap eden evrensel ilkelerin bulunduğunu konuştuk. Bu evrensel mesajların farklı zaman ve şartlarda nasıl uygulanacağı konusunda fıkıh ilminin geliştiğini, hadis ilminin ise nebevî bilginin doğru biçimde tespit edilmesini sağladığını ifade ettik. Kur’an’ı açıklayan ve onun hayata nasıl taşınacağını gösteren sünnetin de ilâhî korumanın dolaylı kapsamı içerisinde bulunduğunu; bu korumanın sahâbe, tâbiîn, tebeu’t-tâbiîn ve sonraki nesillerin gayretleriyle, hadislerin yazılması, tedvin edilmesi, tasnif edilmesi ve ilmî ölçülerle değerlendirilmesi sayesinde gerçekleştiğini anlattık. Sünnetin ümmete doğru yolu gösteren bir kurtuluş rehberi olduğunu; Hz. Peygamber dışında hiçbir kişinin söz ve uygulamalarının dinî kurtuluş bakımından aynı kesinliği ve güvenceyi taşımadığını özellikle hatırlattık.

Son bölümde ise sünnete ve hadis ilmine yöneltilen bazı çağdaş itirazları soru-cevap yöntemiyle değerlendirdik. “Sünnetsiz bir İslâm anlayışı mümkün müdür?” sorusuna, sünnetin insanın dinî hayatını Allah’ın rızası doğrultusunda belirli bir ölçü ve çerçeveye yerleştirdiğini; sünnet devre dışı bırakıldığında Hz. Peygamber’in belirlediği sınırların ortadan kalkacağını ve kişi sayısınca farklı din anlayışlarının ortaya çıkabileceğini belirterek cevap verdik. “Hadisler kelimesi kelimesine mi rivayet edilmiştir?” sorusu çerçevesinde lafzen ve mâna ile rivayet arasındaki farkı, mâna ile rivayetin hangi şartlar altında kabul edildiğini ve hadis ilminin bu meseleye tutarlı ölçülerle cevap verdiğini açıkladık. Rivayetlerin farklı isnadlarının bir araya getirildiğini, tariklerin karşılaştırıldığını ve metinlerde problem bulunup bulunmadığının araştırıldığını belirttik. “Şifahî rivayete güvenilebilir mi?” sorusu kapsamında hadislerin Hz. Peygamber döneminden itibaren elliyi aşkın sahâbî tarafından yazıya geçirildiğini gösteren çalışmalara; tâbiîn dönemindeki tedvin ve sonrasındaki tasnif faaliyetlerine temas ettik. Böylelikle henüz ilk asırdan itibaren sözlü aktarımın yanında yazıyla da hadis rivayetinin gerçekleştirildiğini ifade ettik. Hadisçilerin yalnızca senedle ilgilenmediklerini; sahih hadis tanımındaki şâz ve illetli olmama şartlarının, rivayetlerin hem sened hem de metin yönünden incelendiğini gösterdiğini ifade ettik. Sahih hadislerin sayısıyla ilgili olarak, farklı tariklerin ayrı hadis kabul edilmesi hâlinde yaklaşık yirmi bin civarında rakamlardan söz edilebildiğini; ancak sahih ve hasen değerlendirmelerinin âlimlerin ölçülerine göre değişebilmesi ve aynı metnin her bir râvi ve isnad yoluyla ayrı rivayet sayılması sebebiyle kesin bir rakam vermenin çok anlamlı olmayacağını belirttik. Sahih hadislerin yalnızca Kütüb-i Sitte’de bulunmadığını; önceki ve sonraki hadis eserlerinde de sahih, hasen ve zayıf rivayetlerin yer alabildiğini ifade ettik. Son olarak “Hadisler şerhsiz okunabilir mi?” sorusunu ele aldık. Hadisin sened ve metinden oluşan geniş bir ilmî literatürü olduğunu; onu doğru anlayabilmek için tarihî arka plan, dil, isnad, metin ve yorum bilgisi gerektiğini, yeterli ilmî donanıma sahip olmadan yalnızca tercümelerden hareketle kesin hükümler vermenin doğru olmayacağını vurguladık. Bu sebeple hadislerin uzmanların açıklamaları ve güvenilir şerhler eşliğinde okunmasının daha isabetli olduğunu belirttik. İmam Nevevî’nin konuları ilgili âyetlerle temellendirmesi, güvenilir kaynaklardan seçtiği hadisleri sistemli biçimde bir araya getirmesi ve okuma sürecinde bize sağlam, rahat anlaşılabilir bir çerçeve-seçki sunması sebebiyle Riyâzü’s-Sâlihîn’in Kur’ân ve sünnet merkezli yaşamı hedefleyerek niyetlendiğimiz bu ilmi yolculuk için önemli bir imkân olduğunu ifade ederek dersimizi tamamladık.

Dr. Öğr. Üyesi Emrullah BOLAT

Dersten Mesajlar

  • Riyâzü’s-Sâlihîn derslerimizde sekiz ciltlik Peygamberimizden Hayat Ölçüleri tercüme ve şerhini esas alacağız.
  • Eserde konular, ilgili Kur’an âyetleri ve büyük ölçüde Kütüb-i Sitte’den seçilen hadislerle ele alınmaktadır.
  • Hadis, Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri, takrirleri, ahlâkî vasıfları ve fiziksel özellikleri hakkında nakledilen bilgileri kapsar.
  • Sünnet, Hz. Peygamber’in dinî bakımdan örnek alınması ve takip edilmesi gereken yoludur.
  • Hadis ilminin temel gayesi, sahih rivayetleri sahih olmayanlardan ayırmaktır.
  • Resûlullah’a itaat ve sünnete uymak, bizzat Kur’an’ın müminlerden istediği bir sorumluluktur.
  • Sünnet, kaynağı itibarıyla vahiy ve ilâhî yönlendirmeyle ilişkilidir.
  • İslâm’ın temel delilleri kitap, sünnet, icmâ ve kıyas şeklinde sıralanmaktadır.
  • Sünnet, Kur’an’ın hükümlerini tekit eder, açıklar ve hayata nasıl uygulanacağını gösterir.
  • Sünnet özellikle dinî meselelerde müminleri bağlar; bu bağlayıcılığın derecelerini fıkıh ilmi inceler.
  • Hz. Peygamber’in son peygamber olması, sünnetinin evrensel mesajlar taşımasını gerekli kılmaktadır.
  • Hadis ilmi nebevî bilginin doğruluğunu, fıkıh ilmi ise bu bilginin hayata nasıl uygulanacağını inceler.
  • Sünnet; sahâbe, tâbiîn, tebeu’t-tâbiîn ve sonraki âlimlerin yazım, tedvin, tasnif ve tenkit faaliyetleriyle korunmuştur.
  • Sünnet, müminlere doğru yolu gösteren bir kurtuluş rehberidir.
  • Hz. Peygamber dışında hiçbir insanın söz ve uygulamaları, dinî kurtuluş bakımından sünnetle aynı güvenceye sahip değildir.
  • Sünnetsiz bir İslâm anlayışı, nebevî ölçülerin yerine kişiden kişiye değişen din tasavvurlarının geçmesine yol açar.
  • Hadisler hem lafzen hem de belirli şartlar altında mâna ile rivayet edilmiştir.
  • Mâna ile rivayet, gelişigüzel aktarım değil; dili, anlamı ve rivayetin hükümlerini bilen râviler için belirlenmiş şartlara bağlı bir yöntemdir.
  • Hadislerin farklı isnadları bir araya getirilmiş, karşılaştırılmış ve sened ile metinlerdeki muhtemel problemler araştırılmıştır.
  • Hadisler yalnızca şifahî biçimde aktarılmamış; Hz. Peygamber döneminden itibaren yazıya da geçirilmiştir.
  • Tâbiîn dönemindeki tedvin (hadislerin yazılarak toplanması) ve sonrasındaki tasnif (sınıflandırılması) faaliyetleri, hadislerin sistemli biçimde korunmasını sağlamıştır.
  • Hadisçiler yalnız senedle değil, metinle de ilgilenmişlerdir.
  • Sahih hadisin şâz ve illetli olmaması, sened ve metnin birlikte incelendiğini göstermektedir.
  • Sahih hadislerin sayısıyla ilgili farklı rakamların ortaya çıkmasının sebeplerinden biri, aynı hadisin farklı isnad ve râvi yollarıyla ayrı rivayetler sayılmasıdır.
  • Sahih ve hasen değerlendirmeleri âlimlerin ölçülerine göre farklılaşabildiği için kesin bir hadis sayısı vermek her zaman anlamlı değildir.
  • Sahih hadisler yalnızca Kütüb-i Sitte’de bulunmaz; diğer hadis eserlerinde de sahih rivayetler vardır.
  • Hadis kitaplarında sahih rivayetlerin yanında hasen ve problemli rivayetler de bulunabilir; her rivayet hadis ilmînin ölçüleriyle değerlendirilmelidir.
  • Hadis, sened ve metinden oluşan geniş ve uzmanlık gerektiren bir ilmî literatürdür.
  • Hadisleri doğru anlayabilmek için dil, tarihî bağlam, isnad, metin ve yorum bilgisine ihtiyaç vardır.
  • Hadislerden yalnızca tercümelere bakarak kesin hükümler çıkarmak yerine güvenilir şerhlerden ve alan uzmanlarından yararlanılmalıdır.
  • İmam Nevevî’nin Riyâzü’s-Sâlihîn’i, konuları âyetlerle temellendirmesi ve güvenilir rivayetleri sistemli biçimde bir araya getirmesiyle hadis ve sünneti öğrenmek isteyenler için önemli bir imkândır.

Bir Cevap Yazın

REHBER İFADELER

“Allah’a ve âhirete inanan kimsenin yapacağı en doğru iş ve gideceği en güzel yol, daima hayır söylemesi; insanların irşatlarına, iyiliklerine yarayacak faydalı söz söylemesi veya onlara dünya ve ahiret hakkında bilgi vermesidir. Veya sükut edip gönlünü Hakk’a bağlayıp bir taraftan hatalarını düşünmesi, kusurlarını telafi edecek çareler araması bir taraftan da dinî ve uhrevî hayatı için hayırlı ve faydalı kitapların mütalaasıyla vakitlerini hayırlarda geçirmeye çalışmasıdır. Bu; insana yarayan en güzel bir harekettir.. Bunun için en güzel ve kolay çare; olgun ve kâmil kişilerle dost olmak ve onların sohbetlerinden istifade etmektir.“
~ Mehmed Zahid Kotku, Haklar ve Vazifeler, s. 194.

KATEGORİLER

Emrullah Bolat Tasarladı