Ağrı İlim Çevre Spor Kulübümüzde (Ağçev) bir süredir devam ettirdiğimiz Mecma‘u’l-Âdâb derslerini tamamlamanın huzurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bir grup arkadaşımızla birlikte eseri haftalık okumalar hâlinde takip ettik; okuduğumuz bölümleri sohbet ortamında açıklamaya, müzakere etmeye ve günlük hayatımızla ilişkilendirmeye çalıştık. Böylece Mecma‘u’l-Âdâb, bizim için yalnızca okunup bitirilen bir kitap değil, hayatımızdaki pek çok davranışı edep ve ahlâk açısından yeniden değerlendirmemize vesile olan güzel bir yol arkadaşı oldu.
Hayatın Her Alanına Dokunan Bir Edep Kitabı
Eserin müellifi Sûfîzâde Seyyid Hasan Hulûsî Efendi, 1809 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya gelmiş; Süleymaniye medreselerinde tahsil gördükten sonra müderrislik ve Çarşamba müftülüğü yapmış bir Osmanlı âlimidir. Arnavut Ali Bey Medresesi’nde uzun yıllar ders vermiş, ilmî birikimini talebeleri ve içinde yaşadığı toplumla paylaşmıştır. Onun 89 alt başlıktan oluşan Mecma‘u’l-Âdâb isimli eseri, 1889 yılında Maarif Nezâreti’nin ruhsatıyla basılmış ve Osmanlı coğrafyasında ders kitabı olarak okutulmuştur. Eserin Cumhuriyet döneminde farklı isimler tarafından günümüz Türkçesiyle yeniden yayımlanması da ona verilen değeri göstermektedir. emrullahbolat.com
Kitabı okudukça edebin hayatın belirli alanlarıyla sınırlı olmadığını bir kez daha gördük. Yeme içmeden konuşmaya, mecliste oturmaktan yolculuğa, uyumaktan ev yaptırmaya, aile hayatından komşuluk ve misafirliğe kadar hemen her davranışın bir ölçüsü, inceliği ve âdâbı bulunuyor. Mesela ev ve mesken âdâbını işlerken evin yalnızca fiziksel bir yapı olmadığını; niyetin, helâl kazancın, aile huzurunun, ibadetin, temizliğin ve misafirperverliğin yaşandığı bir yuva olması gerektiğini konuştuk. emrullahbolat.com Meclis ve konuşma âdâbında ise doğru sözlü olmak, yerinde susabilmek, sır saklamak, insanları incitmemek, büyüklere hürmet göstermek ve gereksiz tartışmalardan uzak durmak gibi toplumsal hayatımızı güzelleştiren ilkeleri ele aldık. emrullahbolat.com
Haftalık dersler boyunca okuduğumuz başlıkların ahlâk ve âdâb bilgilerimize katkı sunduğunu; kişisel gelişimimizi, aile ilişkilerimizi ve toplumsal sorumluluklarımızı yeniden düşünmemize vesile olduğunu söyleyebilirim. Bazen çok sıradan gördüğümüz bir davranışın aslında niyet, kul hakkı, ölçülülük ve güzel ahlâkla yakından ilişkili olduğunu fark ettik. Bilginin davranışa dönüşmediği sürece eksik kalacağını; edebin ise yalnızca öğrenilen değil, hayatın içinde yaşanması gereken bir değer olduğunu birlikte hatırladık.
Son dersimiz de bu güzel okuma sürecine yakışan samimi bir ortamda gerçekleşti. Sohbetin sonunda kitabın müellifi Seyyid Hasan Hulûsî Efendi’ye, derslere katılan arkadaşlarımızın ahirete irtihal eden yakınlarına ve bütün geçmişlerimize dualar ettik. Tatlı ve çay ikramıyla muhabbetimiz daha da güzelleşti. Ardından yatsı namazını birlikte kıldık ve Hatm-i Hâcegân zikrini icra ettik. Tekke atmosferini hatırlatan, feyizli, bereketli ve gönülleri birbirine yaklaştıran güzel bir akşam yaşadık. Bu vesileyle derslerimize katılan, katkı sunan ve dualarıyla yanımızda olan herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Yeni Yolculuğumuz: Riyâzü’s-Sâlihîn
Bir kitabı tamamlamış olmamız, bizim için okuma ve sohbet faaliyetinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, Mecma‘u’l-Âdâb ile kazanmaya çalıştığımız edep bilincini daha güçlü ve doğrudan bir hadis kaynağıyla devam ettirmek istiyoruz. Bu sebeple yeni dönemde İmam Nevevî rahmetullahi aleyh’in Riyâzü’s-Sâlihîn adlı eserini okuyacağız. İlk dersimizin konusu ise bütün davranışlarımıza yön ve değer kazandıran “niyet” olacak. Böylece daha önce farklı başlıklar altında ele aldığımız güzel ahlâk ve edep meselelerini, bundan sonra Kur’an âyetleri ve Hz. Peygamber’in hadisleri üzerinden daha sistemli biçimde konuşmaya gayret edeceğiz.
Tam adı Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref en-Nevevî olan İmam Nevevî, 631/1234 yılında Suriye’nin güneyindeki Nevâ’da doğmuş; hadis ve Şâfiî fıkhı alanlarında temayüz etmiş büyük bir İslâm âlimidir. Genç yaşta Dımaşk’a giderek Revâhiyye Medresesi’nde yoğun bir ilim hayatına başlayan Nevevî, kısa ömrüne rağmen asırlardır okunan çok kıymetli eserler bırakmış ve 676/1277 yılında vefat etmiştir. islamansiklopedisi.org.tr
Nevevî’nin 14 Ramazan 670’te, milâdî 14 Nisan 1272’de tamamladığı Riyâzü’s-Sâlihîn; bir Müslümanın günlük hayatında ihtiyaç duyacağı âyet ve hadisleri bir araya getiren, on sekiz bölüm, 400’e yakın bab ve yaklaşık 1900 hadisten meydana gelen sistemli bir eserdir. Konuların ilgili âyetlerle başlatılması, hadislerin anlamlı bir bütünlük içinde sıralanması ve bireysel ahlâkla toplumsal sorumluluğun birlikte ele alınması, eseri asırlardır okunan bir başucu kitabı hâline getirmiştir. Riyâzü’s-Sâlihîn bu yönüyle yalnızca bir hadis derlemesi değil; Kur’an ve Sünnet ışığında insanın kendisiyle, Rabbiyle ve çevresiyle ilişkisini düzenleyen kapsamlı bir hayat rehberidir. islamansiklopedisi.org.tr
Hayati Yılmaz’ın “Bir Hadisçinin Bireysel ve Toplumsal Eğitim Projesi: İmam Nevevî ve Riyâzü’s-Sâlihîn’i Okumak” başlıklı makalesindeki yaklaşımı da bu eseri tercih etmemizdeki düşünceyi güzel biçimde açıklıyor. Yılmaz, hadis âlimlerinin yaşadıkları toplumun ahlâkî ve sosyal meselelerine kayıtsız kalmadıklarını; hadis ve sünnet eğitimi yoluyla bireyi yetiştirmeyi, toplumsal sorunlara çözüm üretmeyi ve ahlâkî değerleri güçlendirmeyi amaçladıklarını belirtiyor. Bu açıdan Riyâzü’s-Sâlihîn, Nevevî’nin yaşadığı ilmî ve toplumsal şartlar içinde şekillenen bireysel ve toplumsal bir eğitim projesi olarak değerlendirilebilir. dergipark.org.tr
Ben de yeni derslerimizde hadisleri yalnızca bilgi edinmek amacıyla değil; niyetlerimizi gözden geçirmek, davranışlarımızı güzelleştirmek, kişisel olgunlaşmamıza katkı sağlamak ve topluma karşı sorumluluklarımızı daha iyi kavramak için okumamız gerektiğini düşünüyorum. Mecma‘u’l-Âdâb ile çıktığımız edep yolculuğunun, Riyâzü’s-Sâlihîn dersleriyle daha sağlam bir hadis ve sünnet zemininde devam etmesini temenni ediyorum.
Rabbim tamamladığımız okumaları faydalı kılsın; yeni ders halkamızı ihlâs, istikrar, güzel niyet ve salih amellerle bereketlendirsin.
Âmin ya Mu’în ya Allah, ya Rahmân, ya Latîf…




Bir Cevap Yazın