Daha önce web sayfamda “neden ve nasıl okurum?” ve “okumanın faydaları” soruları etrafında iki ayrı yazı kaleme almıştım. Bu yazıların devamında “ne okumalı?” sorusuna da cevap arayacağımı, takipçilerimle zaman zaman okuduğum ve zihnimde iz bırakan kitaplara dair kısa değerlendirmeler paylaşacağımı ifade etmiştim. Esasında bu yazı, o niyetin biraz erken ve kendiliğinden ortaya çıkmış bir halkası oldu. Çünkü Warren Farrell ve John Gray’in Erkeklik Krizi isimli kitabını okurken, yalnızca kitabın anlattığı meseleleri değil; aile, evlilik, kadın-erkek ilişkileri, boşanmalar, annelik-babalık rolleri ve toplumun geleceği gibi bugün hepimizi yakından ilgilendiren birçok konuyu yeniden düşünme ihtiyacı hissettim. Bu sebeple, “ne okumalı?” sorusuna verilecek cevaplardan biri olarak bu kitabın bana hatırlattıklarını ve kitabı niçin tavsiye ettiğimi kısaca paylaşmak istedim.

Warren Farrell ve John Gray’in Erkeklik Krizi isimli kitabı, modern dünyada erkeklerin yaşadığı eğitim, ruh sağlığı, anlam arayışı, baba eksikliği ve değişen erkeklik rolleri gibi meseleleri merkeze alıyor. Kitabın arka kapak metninde de vurgulandığı gibi mesele yalnızca “erkeklerin problemi” olarak değil; aileleri, eğitimcileri ve toplumu ilgilendiren daha geniş bir sosyal dönüşüm olarak ele alınıyor. Kitabın İngilizce aslı olan The Boy Crisis üzerine yapılan tanıtımlarda da erkek çocukların ve genç erkeklerin eğitim, ruh sağlığı, babalık, amaç duygusu ve toplumsal uyum bakımından zorlandıkları ifade edilmektedir.

Bu kitabı okurken zihnimde en çok kadın-erkek ilişkilerinin bugünkü hâli canlandı. Boşanmaların artması, evliliklerin kısa sürmesi, aile hayatının kaliteli ve huzurlu bir birlikteliğe dönüştürülememesi artık görmezden gelemeyeceğimiz bir mesele hâline geldi. Bana göre bu problemin temelinde yalnızca ekonomik sıkıntılar ya da modern hayatın hızı yok; kadın ve erkek rollerinin ahlâkî temellerinin zayıflaması da var. Kadının kadınlığıyla, erkeğin erkekliğiyle, eşlerin birbirine karşı sorumluluklarıyla ve ailenin ortak hedefleriyle ilgili daha açık, daha adil ve daha ahlâkî bir düşünceye ihtiyacımız var.

Burada mesele kadını eve kapatmak ya da erkeği mutlak hâkim konuma yerleştirmek değildir. Asıl mesele, değişen sosyal şartlar içinde kadının ve erkeğin birbirini tamamlayan sorumluluklarını yeniden konuşabilmektir. Kadının çalışması, elbette tek başına problem olarak görülemez. Ancak çalışan kadının, gelenekten gelen ve aile hayatının devamı bakımından anlamlı olan bazı sorumlulukları ihmal etmemesi ve bu sorumlulukları küçümsememesi gerekir. Aynı şekilde erkek de “ben kazanıyorum, öyleyse karar bendedir” diyerek ailesini, eşini ve çocuklarını araçsallaştıramaz. Çok kazanan erkeğin “ben kazandım” dili ne kadar problemliyse, kadının “ben de çalışıyorum, istediğimi yaparım” diyerek aile ortaklığını tek taraflı tasarruf alanına çevirmesi de o kadar problemli olabilir.

Bu mesele neslin devamı açısından da önemlidir. Dünya genelinde doğurganlık oranlarının uzun vadede düşeceği öngörülmekte; Birleşmiş Milletler’in 2024 Dünya Doğurganlık raporunda küresel doğurganlık hızının 2050’de yenilenme düzeyi olan 2,1’e, sonrasında ise daha da aşağıya ineceği belirtilmektedir. Türkiye’de de doğurganlık hızının son yıllarda belirgin biçimde düştüğüne dair resmî ve güncel veriler yayımlanmaktadır. (Birleşmiş Milletler) Bu tablo, aileyi ve çocuk sahibi olmayı sadece bireysel tercih düzeyinde değil, toplumun geleceği bakımından da düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

İnanan insanlar açısından mesele daha derin bir zemine de sahiptir. Kadın-erkek ilişkilerinde ahlâk, mahremiyet, emanet bilinci, neslin korunması, eşlerin birbirine karşı adaleti ve merhameti dinî hayatın dışında görülemez. İnanmayanlar açısından da aile, çocuk, toplumun devamı, psikolojik denge ve kuşaklar arası sorumluluk gibi veriler ciddiye alınmalıdır. Çünkü aile zayıfladığında sadece iki kişi ayrılmış olmaz; çocuklar, akrabalar, sosyal çevre ve nihayet toplumun geleceği de bundan etkilenir.

Erkeklik Krizi bu açıdan benim için sadece erkeklerin yaşadığı zorlukları anlatan bir kitap olmadı. Kadının ve erkeğin değişen rollerine, ailede otorite ve sorumluluk paylaşımına, babalığın ve anneliğin değerine, evliliğin ahlâkî temellerine ve toplumun geleceğine dair farkındalığımı artıran bir okuma oldu. Kitap, her görüşüne katılalım ya da katılmayalım, bize şu soruyu sorduruyor: Kadın ve erkek olarak değişen dünyada nasıl daha adil, daha sorumlu, daha ahlâklı ve daha dengeli bir beraberlik kurabiliriz?

Bu sebeple kitabı, özellikle aile, evlilik, gençlik, erkeklik rolleri, babalık, annelik ve modern toplumun dönüşümü üzerine düşünenlere tavsiye ederim. Çünkü bu tür kitaplar hazır cevaplar vermekten çok, içinde yaşadığımız değişimi fark etmemize yardımcı olur. Bazen çözüm, önce problemin adını doğru koymakla başlar. Erkeklik Krizi de bana göre bu problemin adını koymaya çalışan dikkat çekici kitaplardan biridir.

Meraklısı için konuyla ilişkili bir yazı ve sesli içerik bağlantılarını da paylaşıyorum:

1. Aile: Modern Çağın Son Kalesi: Prof. Dr. Yavuz Köktaş
2. Aile ve Eğitim: Akra Media

Yorum bırakın

REHBER İFADELER

“Allah’a ve âhirete inanan kimsenin yapacağı en doğru iş ve gideceği en güzel yol, daima hayır söylemesi; insanların irşatlarına, iyiliklerine yarayacak faydalı söz söylemesi veya onlara dünya ve ahiret hakkında bilgi vermesidir. Veya sükut edip gönlünü Hakk’a bağlayıp bir taraftan hatalarını düşünmesi, kusurlarını telafi edecek çareler araması bir taraftan da dinî ve uhrevî hayatı için hayırlı ve faydalı kitapların mütalaasıyla vakitlerini hayırlarda geçirmeye çalışmasıdır. Bu; insana yarayan en güzel bir harekettir.. Bunun için en güzel ve kolay çare; olgun ve kâmil kişilerle dost olmak ve onların sohbetlerinden istifade etmektir.
~ Mehmed Zahid Kotku, Haklar ve Vazifeler, s. 194.

KATEGORİLER

Emrullah Bolat Tasarladı