19 Haziran 2026 Cuma günü Ağrı İlim Çevre Spor Kulübümüzde, Dr. Öğr. Üyesi Emrullah Bolat hocamızın sunumuyla Seyyid Hasan Hulusi Efendi’nin Mecma’u’l-Âdâb isimli eserinden “İnsanlarla Beraber Oturmanın/Meclis Âdâbı” ve “Konuşmanın Âdâbı” başlıklı bölümler okunup müzakere edildi. Sohbette, Müslüman’ın yalnız başına ibadet hayatında değil, insanlarla bir araya geldiği meclislerde, sohbet ortamlarında ve konuşmalarında da edep ölçüsüne riayet etmesi gerektiği vurgulandı. Bir yerde oturmanın, söz almanın, susmanın, konuşmanın, sır saklamanın, tartışmadan uzak durmanın ve insanları incitmeden muhatap olmanın Müslüman şahsiyetin önemli göstergelerinden olduğu ifade edildi.

Meclis âdâbı bölümünde, insanların bir araya geldiği ortamların rastgele davranılacak yerler olmadığı; oturma düzeninden izin istemeye, büyük ve âlimlere hürmetten mecliste konuşulanların gizliliğine kadar pek çok inceliğin bulunduğu anlatıldı. Âlimlerin öne oturtulması, yaşlılara ve ilim sahiplerine saygı gösterilmesi, iki kişinin arasına izinsiz girilmemesi, bir mecliste kendisine yer gösterilmeyen kimsenin başkalarını rahatsız etmeden uygun bir yere oturması gerektiği belirtildi. Ayrıca halkayı bozacak şekilde ortaya oturmamak, baş köşeye geçme isteğinden uzak durmak, yeni gelenlere yer açmak, meclisten ayrılırken izin almak ve konuşulan sırları ifşa etmemek gibi hususlar üzerinde duruldu. Bu yönüyle meclis âdâbı, insanlara değer vermeyi, mahremiyeti korumayı, tevazuyu ve topluluk içinde huzuru gözetmeyi öğreten bir ahlâk alanı olarak ele alındı.

Konuşmanın âdâbı bölümünde ise susmanın hikmet oluşu, sözün ancak hayır için söylenmesi gerektiği ve gereksiz konuşmanın insanı hataya sürükleyebileceği vurgulandı. Konuşmaya besmele ve hamd ile başlamak, ara verildiğinde salavât getirmek, herkesin anlayabileceği açık ve sade bir dil kullanmak, acele etmeden tane tane konuşmak, kibirli ve yapmacık ifadelerden kaçınmak temel ölçüler arasında zikredildi. Kişinin geleceğe dair sözlerinde “inşallah” demesi, kendisine zarar verecek sözlerden sakınması, tehlikeli durumda bile doğruyu söylemesi ve yalanı alışkanlık hâline getirmemesi gerektiği ifade edildi. Bununla birlikte iki kişinin arasını düzeltmek, eşler arasında muhabbeti artırmak veya savaş gibi zaruret hâllerinde söylenen sözlerin farklı değerlendirildiği de belirtildi.

Sohbetin devamında dilin afetleri üzerinde özellikle duruldu. Tartışmaya girmemek, haklı bile olsa münakaşayı terk edebilmek, kötü söz, iftira, lanet, küfür ve hayâsız ifadelerden uzak durmak, insanları yüzlerine karşı övmemek ve övgüde aşırıya kaçmamak gerektiği anlatıldı. Bir kimsenin hatasını yüzüne vurmak yerine onu incitmeden uyarmak, insanlara kalplerini ferahlatacak sözler söylemek, latifeyi ölçülü yapmak, büyüklerin yanında sesini yükseltmemek ve konuşma üslubunda nezaketi korumak Müslüman’ın konuşma ahlâkının parçası olarak ele alındı. Ayrıca başa gelen olayları zamana, feleğe veya uğursuzluğa bağlayan ifadelerden kaçınmak; sözleri iyiye yormak, sırları emanet bilmek, kötü zandan uzak durmak ve gereksiz gülmenin kalbi katılaştırabileceğini unutmamak gerektiği vurgulandı.

Sohbetten çıkan mesajlar:

  • Müslüman, yalnız ibadetlerinde değil; oturduğu, konuştuğu ve insanlarla bulunduğu her ortamda edebe riayet etmelidir.
  • Meclisler, karşılıklı saygı, tevazu, mahremiyet ve huzur üzerine kurulmalıdır.
  • Âlimlere, yaşlılara ve ilim ehline meclislerde öncelik ve hürmet gösterilmelidir.
  • Bir yerde otururken kıbleye yönelmeye gayret etmek güzel bir edeptir.
  • İki kişinin arasına izin almadan girip oturmak uygun değildir.
  • Mecliste halkayı bozacak, insanları rahatsız edecek veya dikkatleri dağıtacak şekilde oturulmamalıdır.
  • Kendisine yer gösterilmeyen kimse başkalarını zahmete sokmadan uygun bir yere oturmalıdır.
  • Baş köşeye geçme arzusu ve özel bir yer beklentisi tevazuya aykırıdır.
  • Meclise gelen yeni kimselere yer açmak ve hürmet göstermek güzel ahlâktandır.
  • Mecliste konuşulan özel sözler emanet kabul edilmeli, başkalarına aktarılmamalıdır.
  • Sohbet ortamında iki kişinin kendi arasında fısıldaşması veya başkalarını dışlayacak şekilde konuşması uygun değildir.
  • Bir ihtiyaç sebebiyle meclisten çıkmak isteyen kimse izin almalıdır.
  • Mecliste bir kimsenin üzerinde onu utandıracak bir şey varsa, incitmeden ve gizlice uyarılmalıdır.
  • Susmak çoğu zaman hikmettir; söz ancak hayır getirecekse söylenmelidir.
  • Konuşmaya besmele ve hamd ile başlamak, söze bereket katan bir edeptir.
  • Konuşurken açık, sade ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanılmalıdır.
  • Aceleyle, anlaşılmaz ve kibirli bir üslupla konuşmaktan sakınılmalıdır.
  • Geleceğe dair bir şey söylerken “inşallah” demek kulluk bilincinin göstergesidir.
  • Kişi kendisine veya başkasına zarar verecek sözlerden uzak durmalıdır.
  • Tehlikeli de olsa doğru sözden ayrılmamak Müslüman ahlâkının temelidir.
  • Tartışma ve münakaşa, haklı olunsa bile kalpleri kırabilir; bu yüzden mümkün olduğunca terk edilmelidir.
  • Kötü söz, iftira, lanet, küfür ve hayâsız ifadeler müminin diline yakışmaz.
  • İnsanların kötü taraflarını değil, iyi yönlerini konuşmak gerekir.
  • Bir kimseyi hatası sebebiyle açıkça küçük düşürmek yerine, onu incitmeden ve özel olarak uyarmak daha edeplidir.
  • İnsanları yüzlerine karşı aşırı övmek, onları kibir ve gurura sürükleyebilir.
  • Şaka ve latife ölçülü olmalı; kırıcı, alaycı ve insanı küçük düşürücü olmamalıdır.
  • Büyüklerin ve ileri gelenlerin yanında ses yükseltmemek, konuşma âdâbının önemli bir parçasıdır.
  • Başa gelen olayları zamana, feleğe veya uğursuzluğa bağlayan ifadelerden kaçınılmalıdır.
  • Mümin, sözleri hayra yormalı; uğursuzluk ve kötü yorum dilinden uzak durmalıdır.
  • Sır, emanet gibidir; emanete riayet eden kişi güvenilir olur.
  • Mümin kardeşi hakkında kötü zan beslemekten sakınmak gerekir.
  • Gereğinden fazla gülmek ve her şeyi hafife almak kalbi katılaştırabilir.
  • Dersin temel mesajı, meclis ve konuşma âdâbının Müslüman’ın insanlarla ilişkisini güzelleştiren, dili terbiye eden ve toplumsal huzuru koruyan önemli bir ahlâk disiplini olduğudur.

Dersin sesli sunumu

Yorum bırakın

REHBER İFADELER

“Allah’a ve âhirete inanan kimsenin yapacağı en doğru iş ve gideceği en güzel yol, daima hayır söylemesi; insanların irşatlarına, iyiliklerine yarayacak faydalı söz söylemesi veya onlara dünya ve ahiret hakkında bilgi vermesidir. Veya sükut edip gönlünü Hakk’a bağlayıp bir taraftan hatalarını düşünmesi, kusurlarını telafi edecek çareler araması bir taraftan da dinî ve uhrevî hayatı için hayırlı ve faydalı kitapların mütalaasıyla vakitlerini hayırlarda geçirmeye çalışmasıdır. Bu; insana yarayan en güzel bir harekettir.. Bunun için en güzel ve kolay çare; olgun ve kâmil kişilerle dost olmak ve onların sohbetlerinden istifade etmektir.
~ Mehmed Zahid Kotku, Haklar ve Vazifeler, s. 194.

KATEGORİLER

Emrullah Bolat Tasarladı