26 Haziran 2026 Cuma akşamı Ağrı İlim Çevre Spor Kulübümüzde, Dr. Öğr. Üyesi Emrullah Bolat hocamızın sunumuyla Seyyid Hasan Hulusi Efendi’nin Mecma’u’l-Âdâb isimli eserinden “Yemek Âdâbı” başlığı okunup müzakere edildi. Bu hafta ayrıca Muharrem ayındaki Aşure gününe özel aşure orucu ve iftarı da kulübümüzde güzel bir birliktelik içerisinde icra edildi. Bu vesileyle programa katılan bütün kardeşlerimize, hazırlıkta, ikramda ve organizasyonda emeği geçen arkadaşlarımıza gönülden teşekkür ederiz. Sohbet boyunca yeme içmenin yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değil; helâl lokma, ölçü, şükür, paylaşma ve kulluk bilinciyle doğrudan ilgili bir edep alanı olduğu vurgulandı.
Derste, yemeğin ilk şartının helâl kazanç olduğu özellikle öne çıktı. İbn Sîrîn’e nispet edilen rivayet üzerinden, insanın önce nasıl yiyeceğini öğrenmesi gerektiği, çünkü yemeğin ibadete güç veren temel unsur olduğu ifade edildi. Yemekte sadelik ve bereketin önemli olduğu; arpa ekmeğine özen göstermek, arpa ile buğdayı karıştırmak, unu gereğinden fazla inceltmemek gibi hususların eski salih Müslümanların hayatında yer aldığı anlatıldı. Ayrıca etin ve çorbanın her gün yenmemesi, fakat ölçülü şekilde faydasının bilinmesi; sofranın yeşilliklerle süslenmesi ve besmele ile başlanmasının bereket vesilesi olduğu belirtildi. Yemek yerken kibirli ve rahatına düşkün bir tavır değil, kul olma bilinciyle tevazu içinde oturmanın edepten olduğu da vurgulandı.
Sohbetin devamında, yemeğin tek başına değil mümkünse beraber yenmesi, paylaşmanın bereketi artırdığı, küçük kaplarda ve kanaatle yemenin daha hayırlı olduğu ifade edildi. Kişinin gerçekten acıkmadan sofraya oturmaması, tam doymadan kalkması, helâl bile olsa tıka basa yememesi gerektiği anlatıldı. Sabah kahvaltısının ihmal edilmemesi, içki bulunan sofraya oturulmaması, yemeğin çok sıcakken yenmemesi, pişirilen yemeğin üzerinin kapatılması ve akşam yemeğinin aksatılmaması gibi hususlar da yemek âdâbının parçaları olarak ele alındı. Böylece ders, Müslüman’ın lokmasına dikkat etmesi, yemeği israfa ve nefsânîliğe dönüştürmemesi, sofrayı bir nimet ve şükür meclisi olarak görmesi gerektiğini güçlü biçimde ortaya koydu.
Dersten çıkan mesajlar:
- Yeme içme meselesi, sadece karın doyurmak değil; helâl lokma ve kulluk bilinciyle ilgilidir.
- Helâl yemek, helâl kazanma gayretinin en önemli sonuçlarından biridir.
- İnsan önce nasıl yiyeceğini öğrenmeli; yemeğini de ilim ve edep ölçüsüyle düzenlemelidir.
- Sofrada sadelik ve bereket esastır; gösteriş ve aşırılık bereketi azaltır.
- Arpa ve buğday gibi sade gıdalarla yetinmek, kanaat ahlâkını besler.
- Et faydalı bir nimet olsa da her gün tüketilmesi uygun görülmemiş; ölçü tavsiye edilmiştir.
- Sofrayı yeşilliklerle süslemek ve besmele ile başlamak, nimete saygı ve bereket işaretidir.
- Kişi mümkün olduğunca yemeği tek başına yememeli; paylaşım sofraya bereket getirir.
- Küçük kaplarda ve ölçülü yemek, kanaat ve edebin bir parçasıdır.
- Sofrada tevazu ile oturmak, kul olma şuurunu korur.
- Gerçekten acıkmadan yememek ve tam doymadan sofradan kalkmak sağlık ve ahlâk açısından önemlidir.
- Helâl bile olsa tıka basa yemek doğru değildir; tokluk kalbi ağırlaştırabilir.
- Açlık terbiyesi, insanın yoksulların hâlini anlamasına ve nefsini dizginlemesine yardımcı olur.
- Sabah kahvaltısını ihmal etmemek tavsiye edilmiştir.
- İçki bulunan sofraya oturmamak, inanç ve ahlâk hassasiyetinin gereğidir.
- Yemek çok sıcakken yenmemelidir; acelecilikten kaçınmak gerekir.
- Pişirilen yemeğin üzerini kapatmak, nimeti koruma bilincini gösterir.
- Akşam yemeğini gereksiz yere terk etmemek tavsiye edilmiştir.
- Sofra, israfın değil; şükrün, paylaşmanın ve edebin mekânı olmalıdır.
- Müslüman, yemeği nefsini azdıran bir alışkanlık değil; bedenini ibadete hazırlayan bir nimet olarak görmelidir.
Dersin podcast yayını




Yorum bırakın